“Bir yıl sonrasını düşünüyorsan tohum ek; on yıl sonrasını düşünüyorsan ağaç dik; yüzyıl sonrasını düşünüyorsan insan yetiştir.” Konfüçyüs

Çocuğun bakımında ve eğitiminde ağır yükü olan anneler hakkında çok yazılıp konuşulmuş, eleştirilerin çoğu onlara yöneltilmiştir. Eğitimdeki aksamalardan en çok anneler sorumlu tutulmuş, babanın rolü üzerinde gereğinden az durulmuştur.
Annenin çocuk gelişimine katkısı gerçekten büyüktür. “Ana hakkı ödenmez.” “Ağlarsa anam ağlar, gerisi yalan ağlar.” Gibi atasözleri bu gerçeği belirtir.
Baba, eşi ve çocukları için güven kaynağıdır. Çocuklar babayı daha güçlü, çok bilen, saygı uyandıran kişi olarak bilirler. Ancak günümüzde, babaların çocuk eğitimine etkin biçimde katıldıklarını söyleyemeyiz.
Anneler çocuklarıyla gereğinden çok, babalar da gereğinden az ilgilenmektedir.
Baba tarafından ayrılacak bir yarım saat, kısa bir gezinti, yemekte söyleşmek, çocuklar için önemlidir. Babalar dinlenmeyi çocuklarıyla birlikte de yapabilirler. Gazete okunması, çocukların yatışından sonraya da bırakılabilir.
Hafta sonu birlikte gezinti, evde onarım işlerinin birlikte yapılması, çocuklara susadıkları baba yakınlığını sağlayabilir. Birlikte geçirilen bu saatler, çocuklarla iç içe yaşayan ve bunalan anneye de soluk aldırır.
Babalar, sevgi ve şefkat meselesini annelere ihale ediyorlar. Anneler tabii ki şefkat kahramanlarıdır. Fakat, hiçbir anne, babanın boşluğunu dolduramaz. Öyleyse babalar çocuklarına gönüllerini açmalı, kendilerini bir para makinesi durumuna düşürmemelidirler.
Bazı babalar, çocukları yalnız sevmek için yanına yaklaştırır. Olumsuz davranışlarında anneyi suçlarlar. Çocuklar sorunların çözümü için sokuldukça, “Gidin annenize sorun”, diye geri çevirir, istek anneden gelince, baba, “bildiğin gibi yap” diyerek sorumluluktan kaçarlar.
Yaz tatillerini bile çocuklarından ayrı geçiren babalar vardır. Kimi varlıklı babalar da aldığı hediyelerle yokluğunu bağışlatmaya çalışır çocuğuna.
İşi yoğun olan, eve, gergin ve yorgun dönen baba, sorumluluktan kaçışını haklı göstermeğe çalışır: “Sizler için çalışıp didiniyorum.”, “Hele biraz bekleyin işler yoluna girsin!” Diyerek çocuklarıyla ilgilenmeyi sürekli erteler, bir de bakar ki yıllar geçmiş.
Çocuğun, babasının toplumsal konularda, politikada, dünyada olup bitenler konusunda ne düşündüğünü bilmek hakkıdır. Bunlar ise rahat bir söyleşi ortamında sağlanır. Bu fırsatlar, çocukların çevreden edindikleri yanlış izlenimleri düzeltmeğe yarar. Çocuğu daha kapsamlı düşünmeye, kendi kanılarını oluşturmaya götürür.
Çocuk, kitapların yazmadığı, öğretmenlerinin öğretmediği pek çok yaşam bilgisini babasından öğrenir. Ergenlik çağına gelmiş genç ise, baba istese de, vakti olsa da, yaşam bilgisini dışarda aramaya yönelecektir. O zaman da baba çok geç kalmış olacaktır.
Lise çağına gelmiş bir genç, babasından çok korktuğunu, babasının kendisini sevmediğini şu sözlerle dile getirmiştir: “Babamın bir kere olsun başımı okşadığını görmedim.” Babası ise oğlunu çok sevdiğini, ancak şımarıp derslerini ihmal etmesin diye sevgisini belli etmediğini söylemiştir.
Sevgi merkezli eğitimin ilkokulu, evdir. Evde başöğretmen, şefkat kahramanı anne, öğretmen de babadır. Ne var ki, babaların annelere gerektiği kadar destek vermediğini çoğu şikâyetlerden anlamaktayız. Birçok baba, hala işin vahametini tam olarak anlamış görünmüyor. İşte o babalardan biri:
Keşke Ben de Köpek Olsaydım: Okul öncesi yaşındaki bir çocuk, köpek olmak istiyor. Hep köpek resmi çiziyor, köpek taklidi yapıyor. Yemeğini köpekler gibi yemeye çalışıyor. Adı sorulduğunda, kendine yakıştırdığı bir köpek adını söylüyor.
Eğitim danışmanı, yaptığı gözlem sonucunda, çocuğun köpek olma isteğinin babasından kaynaklandığını anlıyor. Babasının köpek besleyerek, onlarla büyük bir sevgiyle ilgilendiğini öğreniyor. Bu masum çocuğun da, babasının dikkatini ve sevgisini çekmek için köpek olmaya özendiğini, her halini o hayvanlara benzetmeye uğraştığını görüyor. Arkadaşlarına, sürekli, “Keşke ben de köpek olsaydım” dediğini tespit ediyor.

Kolsuz Baba Resmi: Ana sınıfında, öğretmen çocuklara anne ve babalarının resimlerini çizdirir. Öğrencilerden biri, annesini ve babasını başarılı bir biçimde çizer. Ancak, yaptığı bütün baba resimleri kolsuzdur.
Öğretmeni, “ acaba çocuğun babası gerçekten kolsuz mu? diye merak edip, çocukla samimi bir şekilde konuşur.
Bu masum çocuk, babasını niçin kolsuz çizdiğini şöyle açıklar: “Babam, annemi çok dövüyor. Bu yüzden onun kollarını, ellerini sevmiyorum.” Böylece, baba resminin niçin kolsuz çizildiği anlaşılır.

İlkokul birinci sınıftaki bir öğrenciye danışman, “Baban ne iş yapıyor? Diye sorduğunda; “Babam toplantı yapar.” Diye cevap veriyor.
Gerçekten de bu sevgili öğrencinin babası, üst düzey bürokrat olup, toplantıdan toplantıya koşmaktadır.
Çocuk; “toplantıya gidiyorum”, “toplantıdan geliyorum”, “toplantı yapacağım” laflarını o kadar çok duymuştur ki. Babasının asıl işinin, toplantı yapmak olduğunu sanmaktadır.
Bu sevgili öğrenci, “babam toplantı yapar!” derken, babasının yapmadığı bir şeyi de itiraf etmektedir. Toplantı hep evin dışında, başkalarıyla yapılan bir eylemdir ve içinde ev ahalisi yoktur.
Çocuk, bu yüzünden babasına hasret kalmaktadır. Babasıyla arasına giren zararlı ve zalim bir engeldir toplantılar. Siz o masum yavrunun yerinde olsanız, sever misiniz bu toplantı denen şeyi.
Babalar, en önemli toplantının, aile meclisini kurarak yapılacağını mutlaka anlamak zorundadırlar. Çünkü baba sevgisinden yoksunluk, masum yürekleri derinden yaralar. Ve bu yürek yaralarının tam tedavisi yoktur.
Anne, babayı uyarır: “Sen geldiğinde çocuklar uyumuş, sabah giderken de uykuda oluyorlar. Bu gidişle seni unutacaklar. Daha da kötüsü, bu bitmek bilmeyen toplantıları, onlara tercih ettiğini sanıp, seni yüreklerinden atacaklar. Ne olur, çocuklara da biraz zaman ayır.”
Baba, duygulanır; “tamam başkanım, çok haklısınız!” diye cevap verir. Fakat baba bedenen evde anneyle, zihniyle ve gönlüyle hala toplantıdadır. Oysa hiçbir iş toplantısı, ailede sevgiyi tesis edecek birliktelikler kadar önemli değildir.
Anne babalar, özellikle de babalar, önceliklerini çok iyi ayarlamalıdırlar. Yoğun çalışan bütün babaların, bir manevi dikiz aynası olmalıdır. Bu dikiz aynasıyla, arkayı sürekli gözlemelidirler. Arka evdir, çocuklardır, eştir.
Ne kadar hızlı, ne kadar meşgul, ne kadar dolu olursanız olunuz, bir gözünüz, bir kulağınız hep orada olmalıdır.
Aileye ayırdığınız zamanı hiç kimseye vermemelisiniz. Zira çocuklarınızın, sizin paranızdan çok, yüreğinize ihtiyaçları var.

Unutmayalım ki, hiç kimse “iyi baba” olarak doğmaz. İyi bir baba olmak; empati, özveri, hoşgörü, deneyim, sabır, sevgi ve bilgi işidir.

“Baba olduktan sonra göreceksiniz ki, kendi mutluluğunuzdan çok, çocuğunuzun mutluluğu ile mutlu olabilirsiniz.” Balzac

Sevgiyle kalın…

KAYNAKÇA
1-Çankırılı, Ali. Çocuklarımız Mutsuz ve Başarısız Olmasın. Zafer Yayınları, İstanbul:2002.
2-Vakkasoğlu, Vehbi. Yeni Dünya Dergisi. (İktibas eden Ahmet Tesnimi), Mayıs, 2008.
3-Yörükoğlu, Atalay. Çocuk Ruh Sağlığı. TİB Kültür Yayınları, TTK Yayınevi. Ankara:1984.

İçeriği aşağıdaki sekmelerle değiştirebilirsiniz.

KARAM-41

1972 yılında sınıf öğretmeni olarak Afyon’a atandı. Gazi Eğitim Fakültesi EYDPE anabilim dalını bitirdi.1990 da ilköğretim müfettişi olarak Kocaeli’ye atandı. Teftiş Kurulu Başkan Yardımcılığı, Teftiş Kurulu Başkanı, İl Milli Eğitim Müdür Yardımcılığı görevlerinde bulundu. Eğitim Yönetimi alanında mastır yaptı. Çırpınan Yürek ve Üşüyen Düşler şiir kitapları yayımlandı. 22 kez resim sergisi açtı. Şu anda emekli, Kocaeli’nde ikamet etmektedir.

KARAM-41 Son yazıları (hepsini göster)