DAVA ADAMI MEHMET AKİF VE İSTİKLÂL MARŞI

Fahrettin Dönmez
Emekli Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni – Yazar – şair

Gönül sesinin kalemle kâğıda döküldüğü yerde Mehmet Akif var. Sevdaların en yücesi, sevgilerin en samimi ve sarsılmazı M. Akif’te var. Millet muhabbeti, vatan sevdası O’nda… Kahramanlar saf dursa Akif en başta… Vefa O’nda, dostluk O’nda, Haksızlık karşısında haykıran yürek Akif’te… Sarsılmaz iman, Rabb’a sıdk ile sarılma Akif’in fıtratında… Çünkü O, bir dava adamıydı… Kâh sel olan, bendini yırtıp taşan gönül O’nda… Mısralarda, beyitlerde “Kur’an’dan ilham alarak asrın idrakine İslâm’ı söyleten” de odur. O… Hürriyet sevdalısı, “şafaklarda dalgalanan hilâlle muhabbeti, dökülen kanların kıymetini bilmesi – dökülen kanların helâl edilişi O’nun mısralarında bir milletin sesi olmuştur. Bu millet, mensubu olduğu, mensubu olduğumuz, mensubiyet duygusuyla bağlandığımız Türk Milleti’dir biline… Şairimiz Mehmet Âkif Ersoy ise hep dualarla anılacak bir insandır. Mevlâ’m rahmet eyleye…
Böylesi vatan ve iman aşığı olan, her daim doğruları söyleyen, yanlışlar karşısında dik durmayı bilen ve eğilmeyen Mehmet Akif, hiçbir yerde barınamamış, barındırılmamıştır.
“Sözüm odun gibi olsun, hakikat olsun tek.” Mısrasında hakikatlerle yaşamış Akif vardır. O, sıkıntıları göğüslemeyi bilirdi. Hayatı fakir ve yoksulluk içinde geçmesine rağmen hakikatten ve doğrudan şaşmamıştır. Bir paltosu olmayan, ütüsüz pantolon ve lastik ayakkabı ile Mebusluk yapmaya çalışan doğrucu Mebus Akif, arkadaşlarından aldığı ödünç muşamba ile ısınmaya çalışırdı. Bunca acil ihtiyacı ve borçları olmasına rağmen İstiklâl Marşı’mızın yazımı için konan 500 Lira’lık ödülü kabul etmeyen ve hayır kurumuna bağışlayandı Mehmet Akif.
Mehmet Akif, çok sevilmesinin ve de saygı duyulmasının yanında; pek çok saldırının ve yakıştırmanın muhatabı olmuştur. Kimilerince “ırkçı” diye nitelenen Akif’imiz; “Yobaz Akif, gerici Akif, hain Akif, kaçak Akif iftiralarına da maruz kalmıştır… Oysa O, ne şuydu, ne de bu… O Koca Akif’ti… O, Rabbine teslim olan, İstiklâl Marşımızda gür sesi ve imanlı yüreğiyle haykıran halisâne bir Müslüman’dı…
Önemle üzerinde durulması ve tahlil edilmesi gereken suçlamalar ile ilgili birkaç hususu dile getirmek bizim için bir boyun borcudur. Bu sebeple bunlara temas edip istiklal Marşımıza geçmek yerinde olacaktır.
——————————–0—————————————-
Canından çok sevdiği yurdunu terk etmek zorunda bırakılan ve asla “kaçak olmayan” Mehmet Akif, birinci Meclis’te milletvekili olmuştur. Kurtuluş savaşında devletine, insanlığa ve İslam Âlemine emekleri geçen Akif, İkinci Meclis’te aday bile gösterilmez. İstiklâl Marşı şairine ve fikirlerine ihtiyaç duymayanlar, O’nu Meclis dışında bırakırlar.
Bununla da kalmayıp, eleştirilerinden dolayı dönemin istihbarat birimleri onu polis takibi altına alır ve adım adım takip etmeye başlar. Sonunda da Mısır’a gitmeye mecbur bırakılır. Akif kırgındır. Mısır’a gitmemesi için ısrar eden arkadaşı Refik Kolaylı Bey’e büyük bir hüzün içinde “gönüllü” sürgünü söyle izah eder:
“Arkamda polis hafiyesi gezdiriyorlar. Ben vatanını satmış ve memlekete ihanet etmiş adamlar gibi muamele görmeye tahammül edemiyorum ve işte bundan dolayı gidiyorum.”
——————————–o——————————————
“Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlal” mısrasına ırkçılık yakıştırmalar yapan haddini bilmez, anlamaktan yoksun, şaşkın ya da art niyetli olan bazıları da, bu haykırışın bir mensubiyet duygusu ve şuuru olduğunu anlamayacak kadar acizdirler. Oysa Akif, Batılı ırkçıların Türk ırkını yok etmek istemelerine şiddetle tepki duymaktaydı. Türk milletini yok etmek, (izmihlal etmek) isteyen Batılı ırkçılığa karşı masum Türk ırkını savunma tavrını ortaya koymaktaydı. Türk ırkını kimsenin yok edemeyeceğini haykırıyordu. Şu da bir hakikat ki; Irkçılık, kendi ırkını üstün görüp başka ırkları küçümsemek ve hatta yok etmeye çalışmaktır. Bu noktada Mehmet Âkif, Türk ırkını yüksek görüp, başka ırkları aşağılamak gafletine düşecek bir bilge değildir. Akif, aksine Batılı ırkçıların Türkler tarafından yok edilmesini istemediğini ifade etmeye, Türk Milletini de saldırgan ırkçılara karşı korumaya çalışmaktadır. İngiliz, Fransız, İtalyan, Yunanlı gibi Batılı ırkçı milletlerin, gerek Çanakkale de, gerek Milli Mücadelede kendilerini üstün ırk, Türkleri de aşağı gören anlayışına isyanın neticesidir bu sesleniş. Türk Milletini yok etmek, yani izmihlal etmek, soykırıma tabi tutmak ya da bu topraklardan sürmek istemelerine karşı, bizim varoluş destanını yeniden yazmak isteğimizi ve mücadelemizi haykırmaktadır. Millî Mücadele süreci, Haçlı saldırılarına karşı bir savunma, kendini koruma mücadelesidir. Aslında ırkçılık yaparak her fırsatta Türk Milleti’ne saldıran Batılılar ırkçıdır. Zaman zaman da ırkçı olduklarını ifadeden kaçınmamışlardır. Evrimci Darwin 3 Temmuz 1881 tarihinde W. Graham adlı bir arkadaşına yazdığı mektubunda Türkleri “aşağılık ırk, barbar, yok edilecek toplum” olarak görmekte ve doğal ayıklama mantığıyla şöyle demektedir: ” Avrupa ırkları olarak bilinen medenî ırklar, hayat mücadelesinde Türk barbarlığına karşı galip gelmişlerdir. Dünyanın çok da uzak olmayan bir geleceğine baktığımda, bu tür aşağı ırkların çoğunun medenîleşmiş yüksek ırklar tarafından yok edileceğini görüyorum.”
Aynı Darwin, bir kitabında da “aşağı ırk” olarak değerlendirdiği bizi ve kendilerinden olmayan diğer milletleri “insansı maymunlar” olarak değerlendirmekte ve “Gelecekte, medenî insan ırkları(!), vahşi ırkları yeryüzünden tamamen silecek ve onların yerine geçecektir. Aynı zamanda “insansı maymunlar” da kuşkusuz elimine edileceklerdir. “
Gene, 1880-1885 yılları arasında İngiltere başbakanı olan William Edwart Gladstone, bir konuşmasında aynen Darwin gibi şöyle demektedir: “Türkler, insanlığın insan olmayan örnekleridir. Medeniyetimizin bekası için onları Asya steplerine geri sürmeli veya Anadolu’da yok etmeliyiz. Türklerin yaptıkları kötülükler yalnız bir surette ortadan kaldırılabilir: Kendileri yok olmakla.”
Çanakkale Savaşı’nda Türk ordusuna karşı zehirli gaz kullanmaları da izmihlaldir. Aynı dönemin Sömürgeler Bakanı Lord Gladstone’un “Türkler maymunla insan arası medeniyet yıkıcı barbarlardır… Türkler, insanlığın, insan olmayan numuneleridir” diyerek ırkçılığına destek arayışına girmiştir.
Irkçılık budur işte… Ve de bunlar ırkçıdır. Biz değil…
Tek hakikat de şudur: Darwin, ırkçılığın, soykırımın, katliamın bilimsel kuramını hazırlamış; ırkdaşı politikacılar da uygulamaya koymaya, eyleme dönüştürmeye çalışmışlardır.
Bu sebeple Mehmet Akif, Türkleri en zayıf anında Anadolu’da soykırıma tabi tutarak yok etmek isteyen Batılı ırkçılara, ırkımızın yok edilemeyeceğini bütün gücüyle ve imanıyla haykırmıştır. Kimileri bilmelidir ki; Irkçı olan Türk Milleti değil, Batılı ırkçılardır.
“Kimi Hindu, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ;
Hani Tauna da züldür bu rezil istilâ!”
Bu medenî insan ırkları(!)dır ki; Çanakkale’de Türk Milleti’ni yok etmek (izmihlâl) için saldırmış ve saldırtmıştır… Devamı da Milli Mücadele…
Âkif, hayatı boyunca vatanını ve milletini sevmiş ve bu yolda hiçbir fedakârlıktan kaçınmamıştır. O, milletini severken ırk üstünlüğü iddiasında bulunmamıştır. Çünkü İslam’a göre ırk öğesi, insanlara fıtrî bir üstünlük sağlamamaktadır. Irkçılığın da hep karşısında olmuştur. Onun Irkçılığı mensubiyet duygusundan başka bir şey değildir.
—————————————-o——————————————————–
O’nu en çok eleştirdikleri bir husus ta; Çanakkale Şehitleri için; “Bedrin Arslanları ancak bu kadar şanlı idi…” Diyebilecek kadar cesur ve şuurlu oluşuydu. Din yolunda şahadet şerbeti içenlerin şanı, ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi. Peygamber efendimizin ordusu gibi din yolunda, vatan yolunda ırkçı ve İslâm düşmanlarının zulmüne karşı duran “Mehmetçik” de şahadet şerbetini içiyordu. Ve Akif bu vatan ve İslâm sevdalılarına sevdalıydı. Her şehidin bir Bedrin Arslanı olduğunun farkında olarak, şuurla haykırışı bundandı. Bu ordu ki Muhammed ordusuydu. Bunun için de O’na “Mehmetçik” denmekteydi.
İstiklâl Marşı şairi Akif, marşımızı çok yoğun duygular ve heyecan içinde kaleme almış ve kahraman ordumuza ithaf etmiştir. Çünkü bu ordunun Muhammed (s.a.)’in ordusu olduğunu biliyordu.
Saygıdeğer okuyucularım;
Bu sınırlı sayfalarda Mehmet Akif’i ve istiklâl Marşı’nı anlatmanın mümkün olmadığını takdir edersiniz. Ancak istiklâl marşımızdaki bazı noktalara da temas etmeden geçmek olmazdı. Sabırla okumanızı dilerim.
Osmanlı Devleti ömrünü tamam etmiş ve yıkılış dönemine girmişti. Millet bitkin, millet acz içinde ve ümidini yitirmek üzere… Ümitsizlik nedir bilmeyen ve ümit aşılama gayreti içinde çırpınan, halkı harekete geçirmek için ümit aşılayan Bizim Akif’imizdi O… İstiklal Marşı’na “Korkma” diyerek başlaması ümit dolu bir inancın ifadesidir.
Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak!
“Son ocak tütüyorsa orada hayatiyet ve ümit vardır!” diye haykırıyordu. Milletimizin kaderinin de bayrağın dalgalanması olduğuna işaret ediyordu. Çünkü bayrak, Türk Milleti’nin geleceğinin ve bağımsızlığının sembolüydü.
Vatan işgaldeydi. Zor günler yaşanmaktaydı. Bu duygular içerisinde hürriyeti tehlikede olan millete iman, azim ve kararlılık aşılamaya gücünü hatırlatarak şöyle sesleniyordu:
“Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım!”
Türk milleti ezelde vardı. Hürdü, hür yaşamıştı. O’nu hiçbir güç elinden almaya yeltenmemeliydi. Engel tanımayan Türk Milleti hürriyeti için engelleri gene aşacaktır. Dağları delecek, enginlere sığmayıp, denizleri taşıracak güçtedir.
Milletin imanının “Medeniyet(!)” denilen Canavara haddini bildireceğinden zerre kadar şüphesi olmayan şair, ülkemize saldıranları kararlı bir ifadeyle “tek dişi kalmış canavar “olarak nitelendiriyordu.
Bastığın yerleri “toprak!” diyerek geçme, tanı:
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı
Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır, atanı:
Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı
“Uğrunda ölünmesi gereken vatan toprağıdır. Ve Türk milleti için ölmeyi çok iyi bilir. Vatan geçmişte de böyle olmuştur, şimdi de böyle olacaktır. Onun için bu topraklar kan dökülerek, can verilerek Vatan olmuştur. Toprağın her zerresinde şehit kanlar vardır. Onları incitmemek için canımı, Cananımı, her şeyimi veririm, vatanımdan ayrı kalamam. Diyordu Mehmet Âkif…”
Ruhumun senden, ilahi, şudur ancak emeli:
Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli
Bu ezanlar-ki şahadetleri dinin temeli-
Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli
İmanla haykıran Şair, Allah’a seslenerek; İbadethanelerimize ve ezanımıza dokundurtmaması için yalvarıyor. Çünkü ezanlar dinin temelidir. Ve devamla:
O zaman vecd ile bin secde eder-varsa-taşım,
Her cerihamdan, ilahi, boşanıp kanlı yaşım,
Fışkırır ruh-ı mücerred gibi yerden na’şım;
O zaman yükselerek arşa değer belki başım
Ezanlar okundukça yaşayanlar ve şehitler ve de ölüler bundan nasibini alacaktır.
Şehit atalarımızın her şeyden arınmış ruhları yerden fışkıracak, ezan sesiyle ayağa kalkacak ve dışa yükselecektir.
Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilal!
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helal
Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlal:
Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet;
Hakkıdır, Hakk’a tapan, milletimin istiklal!
Akif Türk Milletinin zafere ulaşacağından o kadar emindir ki adeta zaferin heyecanını yaşamaktadır. Nihayet zafer kazanılmıştır. Türk milletine de ebediyen “izmihlâl” yoktur. Allaha tapan ve doğruluktan ayrılmayan Türk Milleti bağımsızlığına kavuşmuştur.
Unutulmamalıdır ki; Mehmet Akif Ersoy’da olan bu iman, bu inanç, bu güven, bu şuur; Kendisini Türk hisseden ve Türk Milletine mensubiyet duygusuyla bağlı olan her ferdimizde vardır.
Ve gene unutulmamalıdır ki Türk Milleti Mazlumların yanında, zalimlerin karşısında durmaya devam edecektir.
Şu günlerde yaşanmakta olan sıkıntıların da üstesinden gelmeyi bilecek, hainlere hesabını soracak, birlik ve beraberlik içinde, kardeşçe ebediyen yaşayacaktır.
Sağlıkla kalınız. Allah (c.c.) yâr ve yardımcınız olsun.
Ne mutlu Türkü’m diyene!

Dedem Korkut- fahrettin Dönmez

İçeriği aşağıdaki sekmelerle değiştirebilirsiniz.

Dedemkorkut

Dedemkorkut Son yazıları (hepsini göster)