DEMİRBAŞLAR
3. HASTALIKTA SAĞLIKTA ARKADAŞLIK//OĞUZ BATIN
“-Değerli veliler,okulumuzun konferans salonunda son günlerde okulumuzda yaşanan beden eğitimi öğretmeninin öğrencileriyle iletişiminden doğan sıkıntıyı dile getirmek için siz değerli okulun velileriyle bu konuyu görüşmek için toplanmış bulunuyoruz.”

Konferans salonundaki veliler Müdür Hasan Lacivert’in ağır aksak konuşmasından bıkmış gibiydi.Konuşmayı okulun müdür yardımcılarından Dilber Hanım aldı.Dilber Hanım,açık açık beden eğitimi öğretmeninin içinde bulunduğu psikolojik durumundan bahsetti.On yedi ağustos depreminin onun üzerinde bıraktığı psikolojik yıkımına dikkat çekti.Ilımlı kişiliğinle orta yolu bulmalarıyla tanınan Mahir Bey,Dilber Hanım’dan sonra söz aldı:
“-Değerli veliler!Gerek müdürümüzün ve gerekse müdür yardımcımızın söylediklerini duydunuz.Okulumuz öğretmenlerinden beden eğitimi öğretmenimiz bu yaşadıklarından sonra şehir değişikliğinle hasta annesiyle beraber okulumuza gelen öğretmendir.Sizlerden tek ricam var o ricam da öğretmenimizin bakmakla yükümlü olduğu hasta yaşlı annesinin hürmetine öğretmenimizi affedip toplanan imzaların olduğu kağıdı yırtıp atıp bu olayı unutmanız.”
Konferans devam ederken okulun demirbaşlarından 10-C sınıfı tarih dersindeydi.Cılız denecek kadar zayıf bedeni ve uzun boyuyla gözlüklü öğretmen olan Tarih Öğretmeni Selamettin Öğretmen’in dersindeydi.Ders,slaytların izlendiği projektör makinesinin bulunduğu laboratuvar diye adlandırılan yerde yapılıyordu:
“-Görkmen,ben en son ne anlatıyordum?”
Fetret Dönemi’ni anlatmaya çalışan ve ama bir türlü ders anlatamayan,anlattığı ders anlaşılmayan Selamettin Bey’e Görkmen yanıt verdi:
“Anlamadım hocam,bir şeyler anlatıyordunuz ama..”
Görkmen,alaycı bir ifadeyle öyle bir söylemişti ki alaycı ifadesiyle söyleyişine Selamettin Bey’in herkesçe konuşulan yüzündeki tikiyle dalga edercesine söylemişti.Selamettin Bey,bu duruma çok öfkelendi.Öğrencisi Görkmen’in yanına sinirli sinirli gitti.Görkmen bunu anlayınca üzeri mermerli olan dört kişilik demir masanın altına girerek saklanmaya çalıştığını gören Selamettin Bey,öğrencisi Görkmen’i ayaklarından yakalayıp sürterek masanın altından çıkardı.Dolabın olduğu yere götürerek öğrencisinin bedenini defalarca dolaba vurdu.Görkmen,şaşkındı.Görkmen’in ve sınıfın şaşkınlığıyla bir tarih dersi daha klasik yaşanan olaylarla zilin çalmasıyla bitti.
Yaşanan olay sınıfa sıradan gelecek ki 10-C sınıfı hiçbir şey olmamış gibi tenefüse,bahçeye,çıktı.Yapılan çanta kontrolünde sigaralarını kaptıran sınıf,sigara arıyordu.Yine imdatlarına okulun güvenlik görevlisi Bitlisli Hayrettin koştu.Bu,yine hiç kolay olmadı.Güvenlik görevlisinden tek bir sigara almak için bütün çabalarıyla dil dökmüşlerdi.Dökülen dilde de başarılı olamayınca güvenlik görevlisini zaafından vurmayı denemeye çalışmışlardı:
“-Hayrettin Ağabey,bu sene kesin Galatasaray şampiyon.”
Güvenlik görevlisinin tek zaafı vardı,o da Galatasaray’dı.Paketinden tek bir tane sigara çıkartıp Barlas’a uzattı.Bir tane daha istediklerinde vermeyeceğini anlayınca bahçenin arkasına sınıfça geçip bir de nöbetçi öğretmene yakalanmamak için bir öğrenciyi gözcü dikip sigarayı içmeye başlamışlardı.Herkes sırayla içiyordu.Herbir öğrenciye sigaradan tek nefes düşüyordu.Yine kaçak sigara içmelerinde yakayı ele vermemişlerdi.Derse giriş zili çaldığında sınıfça ağızlarına kokmamaları için şeker atıp sınıfa yönelmeye başlamışlardı.
Sınıfa girdiklerinde sınıfta bir tek Utku vardı.Kapı kenarında bulunan altıncı ve son sırada sevgilisiyle beraberdi.Sevgilisi ise dokuzuncu sınıf öğrencisiydi.Alkın Alpay kinayeli bir şekilde öksürerek arkadaşı Utku’ya laf attı:
“-Aile var burada aile.Sizin eviniz yok mu be gidin evinizde sevişin.Sınıf bacak arası kokuyor.”
Utku hiç oralı değilken Utku’nun sevgilisi de Utku gibi umarsız olup utanacağı yerde arsızca gülümseyip sınıftan çıkarak kendi sınıfına yönelirken Mahir Bey de,derse girdi.Ders edebiyattı.Yoklamayı yaptıktan sonra derse geçecekken Yağmur,beden eğitimi öğretmenini sordu.Mahir Bey,çocukların bilmesi gerektiği kadar bilgi vererek konuyu kapatıp derse geçti.Çocukların anlayacağı dilde başladı dersi anlatmaya:
“-Çocuklar,ben bugün çok sıkıntı içindeyim.Adeta bunalıyorum.Ne yapacağımı da açıkçası bilmiyorum.”
Sınıfın şakacı çocuğu Alkın Alpay,lafa atıldı:
“-Kolayı var hocam,atın kendinizi pencereden.”
Sınıf,gülmeye başladı.Mahir Bey,sınıfı susturduktan sonra girişini yaptığı Servet-i Fünun Edebiyatı’nı anlatmaya başladı.İlk defa sınıftan ses çıkmıyordu.Mahir Bey’in gözüne dersi anlatırken Güldem takıldı.Güldem’in rengi sararmış gibiydi,bir derdi bir sıkıntısı olmalıydı:
“-Neyin var senin Güldem?.İstersen gidip bir yüzünü yıka.”
Güldem,kabul etmedi.Mahir Öğretmen,dersi anlatmaya devam ederken Güldem,oturduğu sırasında istifra etmeye başladı.Öğrencisinin apandisit ameliyatından yeni çıktığını biliyordu.Bir türlü istifrası geçmeyen Güldem’i hastahaneye götürmek için ambulansı aradı.Ağzını tutarak Mahir Öğretmen’in söyleyişiyle Ceysu ile beraber tuvalete gitmişlerdi.Güldem’in hala istifrası devam ediyordu.Bütün sınıf telaş içindeydi.Sınıfın telaşlı olduğunu anlayan Mahir Öğretmen,ortamı sakinleştirmeye çalışıyordu:
“-Arkadaşlar,arkadaşınız iyi olacak.Lütfen biraz sakinleşin.”
Ambulans bir çeyrek saat kadar sonra okulun bahçesinde oldu.Güldem,Yağmur ve Ceysu’nun kollarına girmiş,Mahir Öğretmen yanlarında ve bütün sınıf arkalarında bahçeye çıkartılıp bahçedeki ambulansa bindiriliyordu.Ambulans okuldan çıkarken,Mahir Öğretmen’de kendisine özel aracıyla ambulansı takip edip hastanenin yolunu tutarken sınıftaki öğerenciler bahçede kara bulutlar üzerinde kara kara düşünüyorlardı.
“-Olacak iş değil ya.Güldem’in acaba nesi var?”
“-Elimiz kolumuz bağlı burada bekleyecek miyiz?”
“-Bir yolu olmalı ama ne?”
Hep bir ağızdan ses çıkıyordu.Okulun arka bahçesinde tellerin arasından sınıfça okuldan kaçıp arkadaşının ambulansla götürüldüğü hastahaneye gitme kararlaştırıldı.Sınıfça,hep beraber arka bahçeye giderlerken çoktan derse giriş zili çalmıştı.
Boş sınıfa giren Seher Hanım,sınıfta kimsenin olmadığını görünce Müdür Hasan Lacivert’in odasında soluğu alırken 10-C sınıfı öğrencileri çoktan okuldan kaçmış,bindikleri münibüsle arkadaşının götürüldüğü hastahanede soluğu almıştı.Hastahanenin koridorlarında Mahir Öğretmen’in ağlayan Güldem’in anne ve babasını teselli edişiyle karşılaşmışlardı.Mahir Öğretmen,sınıfça hastahaneye gelen öğrencilerine şaşırdı:
“-Sizin ne işiniz var burada?Okuldan mı kaçtınız?”
Sınıfın morali bozuktu.Şakacı çocuk olan Alkın Alpay bile kederliydi:
“Ne yapsaydık,arkadaşımız burada can çekişiyorken derse girip coğrafya mı dinleseydik?”
Mahir Bey duygulanmıştı.Gözündeki yaşları gözünde zor tutarak kederli bir şekilde sesi titreyerek Okyanus’a yöneldi:
“-Senden hiç beklemezdim Okyanus.Hani üniversite sınavı senin için önemliydi?”
Okyanus’tan yanıt gecikmemişti:
“-Üniversite sınavından daha önemli şeyler vardır bu hayatta,o da arkadaşlık.”
Güldem’e bakan doktor,koridorda gözüktü.Güldem’in iyi haberlerini bekleyen orada topalananlar hep beraber kendilerine yaklaşan doktora doğru yürüdü:
“-Ben Güldem’in öğrertmeniyim.Nedir Güldem’in durumu?”
Güldem’in istifra etmesinin nedeni olduğu apandisit ameliyatında dikişlerinin patlayıp iç kanamasıydı:
“-Ne varsa yapmaya hazırız.Ne olur kızımı kurtarın doktor bey.”
Bunu söyleyen Güldem’in kederli annesiydi.Doktorun bir isteği vardı.Doktorun o isteği de iç kanamasıyla kan kaybeden Güldem’e kan lazımdı.Barlas’ın kanı Güldem ile uyumluydu,O(Rh)negatifti.Vakit kaybetmeden apar topar doktorla beraber arkadaşı için Barlas,kan vermeye gitti.
Koridorda sessizlik hakimdi.Bütün herkes kederli bir şekilde Güldem’in iyi haberini bekliyordu.Beklenen iyi haber sonunda geldi.Üç saatlik gergin bekleyişe değmişti.Güldem,gözlerini açmıştı.Geçirdiği ameliyattan bir kez daha başarılı çıkıp kendine gelmiş ve hastahanenin dokuz numaralı odasına yatırılmıştı.Kızı Güldem’in başucunda anne ve babası bekliyordu.Kapı çalındı.Gelen Mahir Öğretmen’di:
“Misafir kabul ediyor musunuz?”
Güldem,şaşkındı.Şaşkınlığı Mahir Öğretmen’in arkasından gelen arkadaşlarıyla beraber bin kat daha arttı.Çok sevinçliydi.Öğretmenine ve arkadaşlarına nasıl teşekkür edeceğini bilemiyordu:
“-Yine yaptınız yapacağınızı,okuldan kaçtınız demi arkadaşlar?”
Söze Ceysu atıldı:
“-Ne sandın kızım,seni burada yalnız mı bırakacaktık?”
Barlas,elindeki çiçeği Güldem’in yanında bulunan çekmecili duvara monte edilmiş küçük sehpaya bıraktı:
“-Hepinize çok teşekkür ederim arkadaşlar.”
Kısa bir sessizlik ve gülümseyişlerden sonra Güldem,odadakilerin hepsini süzerek sözlerine devam etti:
“-Barlas ile bizi biraz yalnız bırakabilir misiniz?”
Belli ki Barlas’a söyleyecekleri vardı.Anne ve babası önde,Mahir Bey ve öğrencileri arkada Güldem’in yattığı odadan çıktığında Barlas,Güldem’in yanındaki sandalyeye oturdu.Güldem,Barlas’ın elini tutmuştu:
“-Sana nasıl teşekkür edeceğimi bilemiyorum.Seni yanlış tanımışım.Ne olur hakkını helal et..”
“-Hakkını helal et melal et de ne demek?Altı üstü kan verdim.Sahi sen beni neden yanlış tanımıştın?
Safça gülümseyerek Barlas,ekledi:
“-Beni neden yanlış tanıdığını vallahi unuttum.”

İçeriği aşağıdaki sekmelerle değiştirebilirsiniz.

Oğuz Batın

Oğuz Batın Son yazıları (hepsini göster)