“Farkında mısınız?”
Farkındalık yaratan en etkili cümlelerin hiç biri ” farkında mısınız? ” diye başlamaz.
İlk cümle hariç!
Doğduğumuz ilk an!
O ilk nefes!
Bize bildiğimiz her şeyi unutturan o eşsiz yalan!
Var mı hatırlayan, kendimizi kendimizde kaybettiren o kayıp oluşumuzu?
Kendimizi kendimize unutturan o kayıp ve de en özel anımızı var mı anımsayan?
Unutmak diye bir şey vardı değil mi bu hayatta?
Neydi bize o ilk nefesi unutturan?
O ilk ağlayışın gözyaşlarıyla mı sildik o anı?
Ciğerimizi yakan o oksijen miydi yoksa bizi kandıran?
Aldığımız o ilk nefes miydi yoksa bizi bizden alan?
Daha bir yaşımız bile yoktu!
Neydi bu o gözyaşı?
Neydi o gözyaşımızdan bu hayata akan isyan?
Neydi bize bunları sordurtan?
Bir cevap mıydık yoksa kendimize?
Ç’ağlayan biz iken, ç’ağlatan bir yaşamın hikayesini neydi bize yazdıran?
Kendimizi mi yazıyorduk yoksa kendimize mi okuyorduk, kendimizi?
“Kendimiz” diye bir şey yok muydu yoksa?
Kendimize itiraf edebilir miydik kendimiz diye bir şey olmadığını?
“Ben” dedik.
“Sen” dedik.
“O” dedik. “Bu” dedik. “Şu” dedik.
Halden hale koyduk kelimeyi.
Halden hale koyduk kendimizi.
Hal mi kalır kelimede?
Hal mi kalır bizde?
Ne halimiz var ise gördük.
Paramparça bir edebiyatı, parçalamak ile meşguldük.
Paramparça bir hayatı parçalamak ile meşguldük.
Her parçası aynı hakikati anlatan bir hayatın, her zerresinde kaybolduk ve öldük.
“Kendimiz” diye bir şey vardı artık değil mi?
Kendimizi, kendimiz ile kandırıyorduk.
Doğduğumuzdan beri kendimize gelemiyorduk.
Yaşımız kaç olursa olsun hepimiz aynı yaşı yaşıyorduk.
Göz, yaşımızdaydık işte, akıp akıp gidiyorduk.
Kendimizden kendimize, kendi kendimize bir başkası diye bakıp bakıp gidiyorduk.
Bir başkası diyorduk bir başka halimize.
Ne halin varsa gör diyorduk kendimize.
Hal mi bıraktık kendimizde?
Göremiyorduk kendimizi kendimizde.
Göremiyorduk görmeyi bile.
Görmek diyorduk, kendini bile göremeyen bir görmeye.
Bazen bir çift söz oluyorduk.
Yan yana olmamıza rağmen hem kendimizden, hem de birbirimizden haberi olmayan.
Bir çift göz oluyorduk bazen.
Yan yana olmamıza rağmen bir birini göremeyip tekleyen.
Göremiyorduk kendimizi, dokunamıyor, tadamıyor, duyamıyorduk.
Yine de “kendimiz” diyorduk kelimenin hapsindeki bilincimize.
Kürkçü dükkanı bizdik oysa dönüp dolaşıp gelecektik kendimize.
Doğduğumuzdan beri “kendimize” gelemiyoruz.
Dünyanın öteki ucunun sırtımız olduğunu unutturan bir dünyanın yalanına inanıyoruz.
Kendine gelmenin yolunun, kendinden geçmekten geçtiğini unutturan bir hayatın nefesine hayat diyoruz.
Doğduğumuzdan beri “kendimize” gelemiyoruz!
Doğduğumuzdan beri “kendimize” gelemiyoruz!
Doğduğumuzdan beri “kendimize” gelemiyoruz!

İçeriği aşağıdaki sekmelerle değiştirebilirsiniz.

henry

henry Son yazıları (hepsini göster)