Gözde ilkokul beşinci sınıfa gidiyordu. Güler yüzlü, çalışkan titiz ve duygulu bir kızdı. Babası Fransa’da çalışmaktaydı. Sık sık köyüne gelirdi. Çocuklarını seven, okumalarını candan arzulayan, ilgili ve sorumlu bir babaydı. Alt sınıflarda da iki oğlu okumaktaydı. Onlar da sınıflarının birincisi, temiz ve çalışkandılar.

Fakat Gözde başkaydı. Konuşması, tavırları köyden ziyade kentte yetişmiş intibaı verirdi tanıyanlara. Böyle olmasında belki de öğretmeninin de rolü vardı. Esma öğretmen ilkeli, bilinçli azimliydi. Öğrencilerini titizlikle yetiştirmekteydi. O yüzden farklıydı öğrenciler. Soran, sorgulayan, araştıran tavırlarının yanında öğretmenlerine duydukları içten ve samimi sevginin tebessümü vardı yüzlerinde.

Orhan bey okulun müdürüydü. Dördüncü ve beşinci sınıfların bazı derslerine giriyordu. Bu vesileyle öğrencileri de gözlemleme fırsatı buluyordu.

Bir gün ilçedeki işini bitirerek okula geldiğinde, makam odasının bitişiğinde olan beşinci sınıfların dersliğinin çok sessiz olması dikkatini çekmişti.

“Acaba Esma öğretmen öğrencileri geziye mi götürdü” diye düşündü. Fakat “böyle bir programı olsa kendisine mutlaka bilgi verirdi” diye düşündü.

Merakla dersliğin kapısını açtığında, öğrencilerin içeride olduğunu, sessizce ders çalıştıklarını gördü. Kapıyı çalmadığı için üzülmüştü. Özür diledikten sonra müsaade alarak içeriye girdi. Öğrenciler ayağa kalktılar. “oturun” şeklinde işaret etti. Esma öğretmen, masasına oturmuş başını ellerinin arasına almıştı.

Gayri ihtiyari telaşlandı : “Hoca hanım anormal bir durum mu var?” diye sordu.

O sırada sınıf başkanı Gözde yerinden kalkarak, “öğretmenimiz hastalanmış, biz de kendisini rahatsız etmemek için sessizce kitap okuyalım dedik öğretmenim” diye cevap verdi.

O arada Esma öğretmen de başını kaldırarak ayağa kalkmıştı. Orhan bey, “ geçmiş olsun Esma hanım, haber vererek eve gitseydiniz ben derse girerdim” dedi.

Esma hanım halsiz bir ses tonuyla, “düşündüm de müdür bey, öğrencilerim bırakmadı. Siz istirahat edin biz sizi rahatsız etmeyiz öğretmenim” dediler. Ben de onları kıramadım.

O arada Orhan beyin gözü yazı tahtasına ilişti. Tahtaya tebeşirle “Arkadaşlar öğretmenimiz hasta, rahatsız olmasın diye lütfen sessiz olalım” diye kocaman bir cümle yazılmıştı.

Orhan beyin yüreği büyüdü, gözleri buğulandı. “Sevginin karşılıksız ve en hası buydu galiba.” “Bir çocuk kalbine girebilmek ne büyük mutluluk” diye düşündü. Tebessüm ederek derslikten ayrıldı.

İşte böyle bir sınıfta böylesine sevilen bir öğretmende okuyan Gözde, bir gün okula gelmedi. Esma öğretmen iyiye yordu. “Köy hali, herhalde olağanüstü iş çıktı evde, yarın gelir nasıl olsa. O zaman sebebini de öğrenirim” diye düşündü.

Fakat Gözde dört gün üst üste okula gelmedi. Beşinci gün okula gelen arkadaşlarından Çağla, öğretmenine bir mektup verdi. Gözde’den getirmişti. Esma öğretmen merakla zarfı açtı, Gözde’nin yazısını tanımıştı. “Canım öğretmenim…” diye başlayan mektubu okumaya başladı.

Her cümleyi okudukça elleri titremeye, kalbi hızla çarpmaya başladı. Az sonra ayakta durmaya gücü kalmadı. Gözyaşları içinde sandalyeye çöktü. Hıçkıra hıçkıra ağladı, ağladı…

Dersliğin içini garip bir hüzün sarmıştı. Olayı merak edenlerin yanında, öğretmenin halinden etkilenip sessizce gözyaşı döken öğrenciler de vardı. Uzun bir susuşun ardından Esma öğretmen gözlerini silerek kendisine çeki düzen verdi. Sonra da okuduğu mektubu alarak derslikten çıktı.

Gözde’nin yazdığı mektup şimdi okul müdürü Orhan beyin elindeydi. Orhan bey satırları okurken, Esma hanım bitkin halde uzaklara bakıyordu pencereden.

Dudaklarında bir sözcük vardı: “artık gelmeyecek..”, “artık gelmeyecek..” diye…
Peki öğretmenini derinden yaralayan bu mektupta ne vardı dersiniz? Elbette ki sevgi, özlem, hüzün, yakarış, feryat ve imdat cümlecikleriyle doluydu bu mektup. İsterseniz Gözde’nin yazdığı satırlara biz de bakalım.

Canım öğretmenim…
Dört gün önce babam defterimin üzerindeki Türkan Şoray’ın resmini gördü ödevimi yaparken. Elimden alarak baktıktan sonra bana “bu nedir kızım” dedi. Ben de “sevdiğim sanatçının resmi babacığım” dedim. “Ben seni okula artist olasın diye mi gönderiyorum” diye bağırarak, anneme ve bana çıkıştı. Sonrada “artık okula gitmeyeceksin” okul bitti” diye kestirdi attı. O günden beri okula gelemiyorum melek yüzlü öğretmenim.

Her sabah annemle tarlaya gidiyoruz. Okulu, sizi çok özledim. Her gece rüyalarıma giriyorsunuz, bembeyaz ellerinizden öpüyorum, öpüyorum. Sonra uyanıyorum. Bakıyorum ki tuttuğum yastığım. Gözlerimden ılık yaşalar dökülüyor yatağa. Ağladıkça hasretin içimi dağlıyor. Hıçkırığımı duymasınlar diye ağzımı kapıyorum öğretmenim.

Artık sizi, içimi ısıtan gülümsemenizi göremeyeceğim diye çok üzülüyorum. Ne olur beni kurtarın öğretmenim. Saçlarımı okşayan parmaklarınızı, …

Müdür Orhan bey mektubu bitiremedi, gözleri buğulanmıştı. Başını kaldırdığında Esma öğretmenin yalvarır gibi bakan bakışlarıyla karşılaştı. Esma öğretmen hıçkırıklarını tutamadı. “Ne olur müdür bey Gözdemi bana getirin” diyerek mendili gözlerine götürdü.

Orhan bey ne diyeceğini bilememenin çaresizliğiyle yutkundu. Konuşacak halde değildi. Soluğu boğazında düğümleniyordu. Dudaklarının arasından fısıldar gibi “Gözde’yi mutlaka geri getireceğim” diyebildi. Sonra da odadan hızla çıktı. Ağladığının fark edilmesini istememişti.

O arada gelişen olayları diğer öğretmenler de duymuştu. Müdür odasına gelerek durumu anlamaya çalışıyorlardı. Bazıları meraklı sorular sorarken bir kısmı da Esma öğretmene su kolonya vererek teskin etmeye çalışıyorlardı.

İçeriği aşağıdaki sekmelerle değiştirebilirsiniz.

KARAM-41

1972 yılında sınıf öğretmeni olarak Afyon’a atandı. Gazi Eğitim Fakültesi EYDPE anabilim dalını bitirdi.1990 da ilköğretim müfettişi olarak Kocaeli’ye atandı. Teftiş Kurulu Başkan Yardımcılığı, Teftiş Kurulu Başkanı, İl Milli Eğitim Müdür Yardımcılığı görevlerinde bulundu. Eğitim Yönetimi alanında mastır yaptı. Çırpınan Yürek ve Üşüyen Düşler şiir kitapları yayımlandı. 22 kez resim sergisi açtı. Şu anda emekli, Kocaeli’nde ikamet etmektedir.

KARAM-41 Son yazıları (hepsini göster)