Benim “Türkçenin Kuralları” konusunda ahkâm kesmem söz konusu olamaz. Bu konuda ağzımın sarısıyla durduğumu bilirim. Ancak bazı konulara dikkat çekmem kadar da olağan bir husus olmasa gerek. Zira Türkçe okuyup yazmakta ve Türkçe konuşmaktayım. Yazarken kalemime takılan, okurken gözüme batan hususlardan bir ikisinden bahsetmek isterim siz okuyucularıma. Bahsedeyim ki, ilgililer ilgilensin.

Ben yakinen tanıyanlar bilir. Türkçeye Türkçenin kuralları uygulanmalıdır. Yabancı dillerden Türkçemize giren kelimelere vatandaşlık kimliği vermeliyiz. Bizim vatandaşımız olduktan sonra da bizim kurallarımıza uyacaktır uyabildiği kadar. Hani bir İngiliz Türk vatandaşlığına geçer, Türkçe konuşmaya başlar ancak konuşmasından (sözleri söyleyişinden) yabancı olduğunu anlarsınız. Kelimeler de öyle. Yabancı dillerden Türkçemize giren kelimeler belki büyük ve küçük ünlü uyumuna uymayabilir. Ancak bu kelimeleri yazarken söylediğimiz gibi yazmalıyız. Yani dilimize uydurabildiğimiz kadar uydurmamız gerekir.

Televizyon, motor, sinema, ilim, fikir, zikir… kelimelerinde olduğu gibi. Bu kelimeler yabancı dillerden Türkçemize gelip girmişler. Hoş geldiler, sefa geldiler. Artık bizim kelimelerimiz oldular. Bunlarda Türkçe kelimelerdir, ancak yabancı dillerden gelen Türkçe kelimeler. Türklerin konuştuğu ve anladığı her kelime artık Türkçedir, kökeni ne olursa olsun. Zira anılan kelimeler geldikleri dilde bizim söylediğimiz gibi söylenmiyorlar. Biz Türk ağzı ile söylüyoruz. Onlar kendi ağızları ile söylüyorlar. Siz bir Farsa “Çarşamba” deseniz anlamaz. “çamaşır” deseniz anlamaz. Bu kelimeler Farsçadan alıntı olmalarına rağmen Farslar ayrı şekilde söyler biz ayrı. Yani biz bu kelimeleri halklılaştırdık. Türkçemizin damgasını vurduk. Bu kelimelere Türkçe kimliğini verdik. Benimsedik. Hayatın her anında o kelimelerle özlü sözlerimiz, deyimlerimiz oldu. Çarşıda, pazarda, yolda yolakta bir kelime konuşuluyorsa o kelime artık Türkçedir. Diller birbirlerinden kelime alış verişi yaparlar. Yapmayan dil yoktur.

Bir türlü hazmedemediğim, yetkililer yeter artık değiştirin şu anlayışınızı dediğim. Türkçe kelimeler kesinlikle çift ünsüzle (veya daha fazla) başlamaz. Çift ünsüzle başlayan kelimelerdeki çift ünsüz arasına söyleyişe uygun ünlü ses konacaktır kuralını düzenleyiniz. Bu bir milli görevdir. Türkçeyi korumak her Türk’ün üzerine milli vazifedir. Vazifesini yapmayanlara, ihmal edenlere sesleniyorum duyun artık sesimi. “Show” yazmayın kardeşim. Sen konuşurken nasıl söylüyorsun bu kelimeyi “şov” diye söylüyorsun. Bak Türk halkı bu kelimeyi halklılaştırmış, yani tabir yerindeyse Türkçeleştirmiş. Siz de halkın söylediği şekilde yazmak zorundasınız. Bunun gibi onlarca kelime var. Tek tek saymaya gerek var mı? Herkes çok iyi biliyor. Eğer yabancı dilden aldığınız kelime olduğu gibi yazılırsa büyük hatalar oluşmakta, büyük yanlışlar yapılmaktadır. Tek hece olan yabancı kelimeyi biz iki heceli söylüyoruz. Yazılışta tek, söylenişte çift hece komedisi. Bu komik durumdan kurtulmak gerekir. Film, ilm, fikr, zikr, spor, tren, grup…bu kelimeler tek hecedir. Hâlbuki biz bu kelimeleri iki heceli olarak okur ve söyleriz. Film, ilim, fikir, zikir, sipor, tiren, gurup şeklinde okur ve söyleriz. Yani Türk ağzına uydurur, Türkçeleştiririz. Böylece bu kelimeler halklılaşmış ve bizim olmuş olur. Baş taraftaki kelimeler (Film, ilim, fikir, zikir) dediğimiz şekilde halklılaşmıştır. Ancak daha sonra dilimize girenler (spor, tren, grup…) serpuşları ile girmişler. Dilimizde anarşi çıkarmaktadırlar. Türkçeden, Öz Türkçeden bahseden, bu konuda mangalda kül bırakmayanlara sesleniyorum. İlgilileri ilgilendirtin.

İçeriği aşağıdaki sekmelerle değiştirebilirsiniz.

Abdulhadi BAY

Abdulhadi BAY Son yazıları (hepsini göster)