Sırça bir köşk misali oturmuş şehrin gözlerine bir yaşantının buğusu,
Sırma saçlı bir taşlık yol alıp karıştırmış serin bakışlarını,
Bakamaz caddelere,ne bilsin ki taşlık yolun sırma saçlarını,
İçine hapsettiği düşlerle tarar kendi yorgun saçlarını,
Silsileli bir yaşantıdır bu,sarkaçlarından yükselir korkusu,
Sarkaçlarından görülür zamanın içine sıkışmış bir zamansızlık tortusu,
Zamansızlığının içine sığınmış şahısların feryadı gözlerinden görünür,
Mevsimini kaybetmiş bir kedinin tüylerini okşar kimsesizliği,
Kimsesizliğini kaybetmez bir kimsenin bakışsızlığında ikiye bölünür,
Ulu bir çınarın gölgesinde iki parça hâlinde büyür,
Ulu bir çınarın gölgesinde iki parça hâlinde bakışsızlıklar,
Bir parça bulmaya çalışır, bir çınarın gölgesinde kaybettiği diğer parçayı,
Acı bir yaşantıdır bu,zılletlerin gövdesinde yeşerir hayalleri,
Bakamadığı caddeler çöllerde boğulur kimi zaman,
Hatırlatır zulüm coğrafyasında kendi kanıyla yüzünü yıkayan insanı,
Hatırlatır Anadolu’nun bir köyünde duyulan uzadıkça tizleşen bir zılgıtı,
Coşkulu bir düğünde zılgıtlarını örterler yaşamın hüznüyle kimseler bilmez,
Yaşantının buğusu akar gider caddelere,zılgıtın hüznünü silmez…

İçeriği aşağıdaki sekmelerle değiştirebilirsiniz.

ercaga

ercaga Son yazıları (hepsini göster)